RUHUMUN İÇ SAVAŞLARI
"all rights reserved"
"Nedir bu? İndirin derhal! Bunu burada görmek istemediğimi daha kaç kez söyleyeceğim? Aptallar ordusu!"
Kulakları çınlatan gür sesi ve keskin ses tonuyla, gözlerini iğrenmişçesine kısarak ve yüzünü, midesi bulanmışçasına buruşturarak son kez baktı "aptallar ordusu"na… Ve arkasını dönüp, içeri girişinden daha hızlı adımlarla yürüdü, gitti.
Çıkışıyla birlikte aynı "kapkaranlık" ve "bomboşluk", sessizliğine geri büründü.
Simsiyah'tı o. Merhametsiz ve simsiyah. Kuyruğu her daim dikti. Bakışları keskin, sesi her an kararlı. Geri dönüşü yoktu. Affetmeyi bilmezdi. Ruhu hunharca çekip çıkarılmış gibiydi içinden… Dikenleri sürekli açıktı. Ona dokunanı zehirlerdi. Arkasında bıraktığı zehirli siyah toz bulutu günlerce dağılmak bilmezdi. O havayı soluyanlar orada hayatlarına veda ederlerdi.
Müthiş bir iç savaşın ortasındaydılar. Simsiyah'ın ele geçiremediği son platformdaydılar. Evet, her seferinde içeri bir hışımla girip, her birinin yaşamını elinden alırken diğer yandan hiçbir canlıya bahşedilmemiş özelliklerde yeni yaşam formları canlanıyor ve sımsıkı tutunuyorlardı hayata.
Yaşamsal tek fonksiyonları hissedebilmekti. "Bomboşluk" ve "kapkaranlık"ta sadece hissettikleriyle ayaktaydılar.
Ve Simsiyah geldiğinde içlerine nüfuz eden zehirle hepsini yok edebiliyordu, yalnızca.
Simsiyah, savaş stratejilerini sürekli gözden geçirse de "bomboşluk" ve "kapkaranlık"ta bir türlü etkili olamıyordu. Bu, onu gün geçtikçe geren ve hırsıyla beslenen bir Simsiyah haline dönüştürmüştü. Onun deyişiyle, "Aptallar Ordusu"nun başındaki yaratığa, bir türlü ulaşamıyordu. Ama hissediyordu. Elbette sırası gelecekti. Biliyordu. "Aptallar Ordusu"nu yok edecekti. Elbette prenseslerinin canını alarak…
O, karanlık hissini hiçbir zaman kaçırmazdı. Işıltı'yı yok etmeye çalışan biri daha vardı. Bunu fark etmişti. Işıltı'nın olduğu odaya bir güçsüzlük hakimdi. Işıltı bu kez ayağa kalkamayacak ve Simsiyah o son odacığı da ele geçirecekti.
Simsiyah'ın bu seferki gidişinin ardından yeni yaşam formları canlanmakta gecikmişti. Işıltı'nın artık eskisi gibi ışıldamadığını gördüler. Ne olduğunu her biri anlamaya çalışarak prenseslerinin yanına yaklaştılar. Nefes alıp verişini hissetmeye çalıştılar yalnızca… İçlerine derin bir korku doldu. Ruhları sıkıştı. Nefes alamıyorlardı.
O'nu öldüren ne idi? Öldürmekten kurtulabilir miydi? Her birinin ruhunu yeniden O Işıltı'yla aydınlatabilir miydi? Nefes almalarını sağlayabilir miydi yeniden?.. Bunu hiçbiri bilmiyordu.
Sessizlik…
yazılarının hepsini okudum.. o kadar güzeller ki...
YanıtlaSilgeçtiğim zamanı olmayan yollardaki kanat seslerinden tanıdım seni:)
kim önce kim sonra farketmez, hep oralarda bir yerlerdeyiz işte...