24 Mart 2013 Pazar

 


KUSURSUZ EFENDİ - Bugatti Veyron Sport

 

SORU:
Diyelim o çıktı karşına, “Boğaz köprüsünden atla” dedi (sen kullandığın için bu örneği veriyorum), köprünün ortasındasın, atlayacaksın. Aklından ne geçer? Veya o an zaten tamamıyla esir alınmış olacağından bir şey düşünmez misin? Ne hissedersin? Bir önceki soruya “Sunulan diğer seçenek hayatım olduğu için teslim oldum” diye cevap vermiştin, bunda da önünde hayatın olacak. Diğer taraftan buradaki baskı fiziksel değil, mental olacak. Baskının yöntemi “hayat” karşısında o kadar çok şey fark ettirebilir mi, atabilir misin kendini gerçekten? Ve o esnada ondan ne beklersin? Gözlerinde nemle mi, kayıtsız bir şekilde izlemesini mi? “Atla dedim, öl demedim” diyerek sen düşmeye başladıktan sonra seni tutmasını mı (hatta o örneği bu yüzden mi kullanıyorsun diye bile sorabilirim)? Yoksa o sırada fiziksel olarak yanında olmasını istemez misin? Yahut o, bu emri zaten hiç vermeyecek midir?
Bir de, onun varlığına gerçekten inanıyor musun? (Nedense bu soruya vereceğin cevabın senin için pek hayırlı olmayacağını hissediyorum, bu soruya özel pas hakkın var) [@denizhiyari]


CEVAP:
Öncelikle, fiziksel birliktelikten doğan bir iletişimde adam, bana -gerçek anlamda- komut veremez. Veriyorsa da ya ben “role-player” olarak o oyuna katılıyorumdur ya da adam zorbadır.
Bir önceki soruda cevapladığım gibi, o an fiziksel şiddet birincil plandaydı. Bayıldığım olayda adamla hayatımda ilk kez karşılaşmıştım. O bir role-play idi. Adama asla Efendi gözüyle bakmadım. Oyunla karışık zorbalığına -kendimi test etme, kendimi kanıtlama gibi toy bir niyetle- bayılma anına kadar göz yumdum. Müthiş bir delilik müthiş bir tecrübesizlikti. Bana sunulan hataların en güzeliydi ki bir kez daha aynı manyaklığı tekrarlamadım.
Oysaki mental ve ruhsal olarak beni ele geçirmiş bir adamla iletişimim, tüm bu boyutların üzerindedir.
Sen de farkındasın özellikle, ikidir ve hatta belki üçtür köprü örneğini kullanıyorum. Ya da daha öncesinde de “intihar bombacısı eğiten adam” örneğini vermiştim. Elbette birçok cümlem gösterişli, abartılı; ifade ettiklerimin uçluğunun anlaşılmasını istemekle bağdaştırabiliriz sanırım. Ancak bu cümlelere bakınca mantıksız ya da zekasız olduğum düşünülebilir. Bu umurumda değil.
Gelelim bana “O komut”u verecek olan kusursuz Efendi”ye… Mantıken “O”, bu emri şüphesiz ki vermeyecek olandır. Ancak hayatımıza bir boyut katmak için böyle bir deneyimi her ikimize de tattırmak isterse bunu denemeye yetisi olacak olandır. Fakat “ben bu emri versem yapar mı?” düşüncesine yenilecek kadar egoist değildir. O zaten, “o an”a kadar kendisini, kendisine de bana da kanıtlamış olandır. “O komut”a gelene kadar birbirimizi pek çok yönden ele almış, incelemiş, denemişizdir. Birbirimize güvenimiz konusunda kuşkumuz yoktur.
D/s ilişkilerde pek çok zaman komuttan daha fazlası gerekir. İkna! Güven, bir çeşit ikna biçimidir. O’na güvenmeye; O’nun tarafından, O’nun bilinci aracılığıyla ikna edilmişimdir. O’na, o müthiş kontrollü yapısına hayran kalarak güvenmiş, sorgulamayı tamamen kesmiş – bu benim için önemli zira zihnim kesinlikle sorgulamayı ve genellikle bunu Efendim’in yüzüne vurmayı bırakmama izin vermiyor- ve iradesi altına girmişimdir. “O komut”a gelene kadar; yaşantımı, geleceğimi, geçmişimi, sosyal çevremi, iş hayatımı benim de aktarımlarımla, kendi zihninde kurgulamış, bu bilgiler doğrultusunda verdiği her komutun benim iyiliğim için olduğuna beni ikna etmiş, bana kanıtlamış olandır.
Ben bu denli mantıkla örülüyken, benim mantığımı aşmış ise, benim için bu denli kusursuz olmayı becerebilmişse kuşkusuz ki “o komutu” verme sebebinde haklıdır. Bu zamana kadar benim kötülüğüm için hiçbir şey istememiş, hiçbir komutu hayat düzenimi engellememiş ve hatta her komutu ile beni bir kukla oynatıcısı becerisiyle idare etmiş, üzerine de her attığı adım beni her daim mutlu etmiş bir adam nasıl benim kötülüğümü isteyebilir ki? Değil mi? (Senin de gördüğün gibi; bu noktada mantığıma elveda diyoruz.)
“O an”a gelecek olursak… Karşımda beni o an a taşımak için gerçekten yorulmuş bir adam görürüm. Çünkü ben bir koyun değilim. Beynimi işleyiş yöntemine, beni tamamen “komuta” ediyor oluşuna ve beni bu noktaya getirişine hayranlık duyarım. Artık o köprünün ortasında Onunlaysam; -kendi şeytani aklım, mantığım ve irademle ilgili kendime öylesine güveniyorum ki- beni bu noktaya taşımış adam için hayatımı feda etmeyi göze alırım. “O an”da artık, Onun yönlendirdiği bir kukla olmanın hazzını yaşıyorumdur şüphesiz ki… O adamın elleri “o an”a kadar bana, yaşadığımı hissettirdiyse; tüm haklarım gibi o nefesi alma hakkı da O’na aittir.
Son an’a kadar bütün bu olup biten son derece normalmiş gibi, ifadesizce izleyecek olan ve hiç şüphesiz ki psikopat bir egoist olmayan bu “kusursuz Efendi” “O köprü”den atlamama müsaade etmeyecektir.
Sözlerimin ne denli ütopik olduğunun, nasıl bir “Tanrı” beklediğimin sen de farkındasın. Sorunu rahatlıkla cevaplayabilirim. Öyle bir adam yok. Araçlardan anlar mısın, bilmiyorum, ancak öyle bir örnek vermek geçiyor içimden… O bir Volvo kadar huzurlu ve güvenli bir yaşam sunuyor, tüm sığınma duygularımı devreye sokuyor, kendimi teslim etmeme sebep oluyor. Aynı zamanda da bir sport-racing motosiklet kadar haz verici, kalbimin yerinden çıkacakmış gibi atmasına sebep oluyor. O bir Tanrı… Belki de O bir Bugatti Veyron Sport’tur…
FMI:
http://www.fetisizm.net/forum/showpost.php?p=913997&postcount=112
http://www.fetisizm.net/forum/showpost.php?p=921340&postcount=6

0 yorum:

Yorum Gönder