Gittin. Arkana hiç bakmadan çekip, gittin. Oysa ben o tokadı
yemeyi hak etmiştim. Ama sen onu indirmek yerine gittin.
Sana defalarca özür mektubu yazdım ardından. Adresleri yoktu. Adresleri sonsuzluktu ve o adreslerden gel istedim. Gel ve hakkım olanı verip, git. Öyle git, istedim. Hayır gitme. Gitme çünkü sensizlik karanlık. Sensizlikte boğuluyorum. Sonsuz bir okyanusta huzur içinde yüzer ve altımdan geçen balıkları izlerken, bir karaltı yayılıyor. Hayır, bu bir geminin kasvetli karaltısı değil. Güneş gidiyor.
Sen güneşin gitmesinin ne demek olduğunu biliyor musun? O gittiğinde altımdaki tüm canlıların rengi değişiyor. Sonsuzluğun rengini alıyor hepsi. Hiçliğin ruhsuzluğunu alıyorlar. Ya yüzleri… Her birinin maskesi düşüyor şimdi. Güneşe yaltaklanmaları son buluyor. Hepsi sevimliliklerini kaybetti. Şimdi benimle yüzmek değil, beni yanlarına çekmek ve belki de tüketmek istiyorlar.
Beni orada bıraktığında kanatlarım beyazdı, hatırlıyor musun? Hatta en geniş kanatların bende olduğunu anlatıyordun. Öyle ki onların altında kimse bana zarar veremezdi. Ben de birçok küçük canlıyı benimle birlikte korurdum. Onlar hep güneşin yanılsamaları. Ama sen nereden bileceksin ki? Gittin sen. Sen hiç güneşin aniden yok oluşuna şahit olmadın.
Hatırlıyor musun? Büyük ışıklar altında keseceklerdi beni… Son anda gelmiş, içeri girmiştin. Büyük ışıkların altında bana söz vermedin mi? “Ben her zaman yanındayım. Gitmiyorum hiçbir yere” demedin mi? Ama gittin. Gitmek kolaydı çünkü.
Şimdi eserini izliyor musun? İzliyor musun beni? Bu savaşı izliyor musun? Kanatlarımı gördün mü? O okyanustan nasıl çıktım sanıyorsun? Ben kuyuların dibinde büyüdüm, Babacığım. Çamura bulanmış kanatlarımı kimse umursamadı. Bazıları yalnızca elini uzattı. Onlara kandım, Babacığım. Elimi uzattığımda kuyunun dibine bıraktılar beni. Kuyunun yüzeyine çıktığımda içine ittiler. Beni kutularda saklamak istediler. Sığamadığım kutulara sokmaya çalıştılar beni. İpler takıp cansız bir bebek gibi oynatmak istediler. Sonra korktum ben Babacığım. Kaçtım. Saklandım. Sabırla rehberlik edip, beni cesaretlendirip, olduğum yerden çıkaracak birini de bekledim. Ama çok geçti. Kendimi dinlediğim zamanlarda artık ben değildim. Hayvandım ben, Babacığım. Hayvandım.
Merak etme, Babacığım. Artık yürürken korkmuyorum. Karanlıkta arkama dönüp, bakmıyorum. Üzerime atlıyorlar, ruhumu kesmek için, kanamıyorum. Ayağıma dolanıyor sefiller… Umursamıyorum. Kuyuların en kuytu köşeleri benim sığınağım. Arka mahallenin çöplükleri benim restoranım. Kutular, kaz tüyü yataklarım. İpler, Babacığım. Onları çözmedim. Ölümlülerin ne yapacağını görmek istiyorum, Babacığım. Beceriksizliklerini gördüğümde asılıp iplerime, aşağı çekiyorum onları olmaları gereken yere, Babacığım. İplerin sahibi sensin. Yalnız sen çıkartabilirsin. O yüzden yalnızca bekliyorum. Gelmeni ya da “gel” demeni, Babacığım.
Sana defalarca özür mektubu yazdım, Babacığım. Yazdım ve sildim. Çünkü özür diledikten sonra uslu durmam gerekiyordu, Babacığım. Ama burada güneş yok. Sen gittikten sonra geri dönmedi. Burada uslu çocuklara yer yok, Babacığım. Uslu olunmayacaksa, özür dilemenin bir manası yok, Babacığım.
by TheSheRonin
Sana defalarca özür mektubu yazdım ardından. Adresleri yoktu. Adresleri sonsuzluktu ve o adreslerden gel istedim. Gel ve hakkım olanı verip, git. Öyle git, istedim. Hayır gitme. Gitme çünkü sensizlik karanlık. Sensizlikte boğuluyorum. Sonsuz bir okyanusta huzur içinde yüzer ve altımdan geçen balıkları izlerken, bir karaltı yayılıyor. Hayır, bu bir geminin kasvetli karaltısı değil. Güneş gidiyor.
Sen güneşin gitmesinin ne demek olduğunu biliyor musun? O gittiğinde altımdaki tüm canlıların rengi değişiyor. Sonsuzluğun rengini alıyor hepsi. Hiçliğin ruhsuzluğunu alıyorlar. Ya yüzleri… Her birinin maskesi düşüyor şimdi. Güneşe yaltaklanmaları son buluyor. Hepsi sevimliliklerini kaybetti. Şimdi benimle yüzmek değil, beni yanlarına çekmek ve belki de tüketmek istiyorlar.
Beni orada bıraktığında kanatlarım beyazdı, hatırlıyor musun? Hatta en geniş kanatların bende olduğunu anlatıyordun. Öyle ki onların altında kimse bana zarar veremezdi. Ben de birçok küçük canlıyı benimle birlikte korurdum. Onlar hep güneşin yanılsamaları. Ama sen nereden bileceksin ki? Gittin sen. Sen hiç güneşin aniden yok oluşuna şahit olmadın.
Hatırlıyor musun? Büyük ışıklar altında keseceklerdi beni… Son anda gelmiş, içeri girmiştin. Büyük ışıkların altında bana söz vermedin mi? “Ben her zaman yanındayım. Gitmiyorum hiçbir yere” demedin mi? Ama gittin. Gitmek kolaydı çünkü.
Şimdi eserini izliyor musun? İzliyor musun beni? Bu savaşı izliyor musun? Kanatlarımı gördün mü? O okyanustan nasıl çıktım sanıyorsun? Ben kuyuların dibinde büyüdüm, Babacığım. Çamura bulanmış kanatlarımı kimse umursamadı. Bazıları yalnızca elini uzattı. Onlara kandım, Babacığım. Elimi uzattığımda kuyunun dibine bıraktılar beni. Kuyunun yüzeyine çıktığımda içine ittiler. Beni kutularda saklamak istediler. Sığamadığım kutulara sokmaya çalıştılar beni. İpler takıp cansız bir bebek gibi oynatmak istediler. Sonra korktum ben Babacığım. Kaçtım. Saklandım. Sabırla rehberlik edip, beni cesaretlendirip, olduğum yerden çıkaracak birini de bekledim. Ama çok geçti. Kendimi dinlediğim zamanlarda artık ben değildim. Hayvandım ben, Babacığım. Hayvandım.
Merak etme, Babacığım. Artık yürürken korkmuyorum. Karanlıkta arkama dönüp, bakmıyorum. Üzerime atlıyorlar, ruhumu kesmek için, kanamıyorum. Ayağıma dolanıyor sefiller… Umursamıyorum. Kuyuların en kuytu köşeleri benim sığınağım. Arka mahallenin çöplükleri benim restoranım. Kutular, kaz tüyü yataklarım. İpler, Babacığım. Onları çözmedim. Ölümlülerin ne yapacağını görmek istiyorum, Babacığım. Beceriksizliklerini gördüğümde asılıp iplerime, aşağı çekiyorum onları olmaları gereken yere, Babacığım. İplerin sahibi sensin. Yalnız sen çıkartabilirsin. O yüzden yalnızca bekliyorum. Gelmeni ya da “gel” demeni, Babacığım.
Sana defalarca özür mektubu yazdım, Babacığım. Yazdım ve sildim. Çünkü özür diledikten sonra uslu durmam gerekiyordu, Babacığım. Ama burada güneş yok. Sen gittikten sonra geri dönmedi. Burada uslu çocuklara yer yok, Babacığım. Uslu olunmayacaksa, özür dilemenin bir manası yok, Babacığım.
by TheSheRonin

hesap göremeyenin hallerinden dikenler örmüş saçlarına,
YanıtlaSilbaşına dökülmüş yıldızların haresi.
Ne mutluluk ne imkansızın peşinde,
kum gibi temiz günah kadar parlak...