10 Mayıs 2013 Cuma

stop telling me “happily ever after” stories anymore,
do not kill the man whom i adore,
stop telling me if everything  is gonna be alright,
all that was a lie you were my Knight,
do not tell if i won’t be alone from now on
i hate you whispering that lie songs
do not tell if i would never walk alone
you are hurting deeply my bones
do not tell me if you’d never let anybody hurt me
as you already know i have a heart of stone
i am not blaming you took me into your shiny world
as you surely know my eyes’d hurt
it was all my fault, i never wanted to find the way out of my well
unfortunately, trusting you drags me into fail
now, please keep back away from me,
and let me stay in my darkness sea,
how i am thankful to you to teach what lies beneath that key,
let me whisper a secret you to see,
if i try killing my self, i would also lock the door over me…
"TheSheRonin"

24 Mart 2013 Pazar

'His’CorpseBride...





Yüksek tavanlı, dar ve uzun koridorda tek başıma yürürken, yukarıdan kendimi izliyorum. Üzerimde beyaz bir gecelik, eteklerinin kenarlarında dantelden kelebekler, ayaklarım çıplak, soğuk taş zeminde hissiz ve oyuncak bir ayı elimde, tek gözü yok… Yüksek pencerelerin önünden her geçişimde aydınlanan yüzümde durağan ve masum bir ifadesizlik… Ve sessizce attığım her adımda bir çocuğun korkusuzluğu yayılıyor o karanlık koridorlara… Ve yorgun bir kalbin ruhsuzluğunu görüyorum, çocukta… Canımın acıdığını hissediyorum. Taa derinlerde… Acıyı dindirmek için ne yapacağımı bulmaya çalışıyorum. Yapayalnızım… Çocuk korkmuyor belki ama ben çok korkuyorum.

"Korkma" diyor bir Ses, "Güven bana, korkma"

Derin bir sessizlik oluyor ve sesimin çıkmadığını fark ediyorum. Sadece bir yankı duyuyorum:

- Korkuyorum…

"Korkma" diyor Ses yeniden, "ayak izlerimi takip et, ışığı göreceksin."

Ayak izleri mi? Bir Ses’in ayak izleri… Arıyorum ancak bulamıyorum. Endişeleniyorum. Yapayalnızım… Aradığım şeyin neye benzediğini bilip bilmediğimin farkında dahi değilim… Ve kaybolmaktan korkuyorum.

Yoo, hayır, bu bir aldatmaca… O Ses yok, ayak izleri de... Işık? Işık hiç yok Işığın olmadığını zaten uzun zamandır biliyor gibiyim. Ancak her nasıl olduysa o Ses’e kanıyorum. Peki, Sesler yalan söyler mi? Sormak için kelimelerin ağzımdan dökülmesini bekliyorum ancak ağzım kıpırdamıyor. Yeniden bir yankı duyuyorum:

- Sesler küçük kız çocuklarına yalan söyler mi?

"Hayır" diyor, Ses, "Sesler, uslu küçük kız çocuklarına asla yalan söylemez. Ama sen uslu küçük bir kız çocuğu değilsin. Ben o kız çocuğuna söz vermiştim, sen o değilsin. Yalan söyleyen sensin. İşte bu yüzden yalnız kalmaya mahkûmsun. Bu yüzden seni burada bırakacağım, bu karanlıkta kalacak ve ışığı asla bulamayacaksın çünkü senin için ben yokum."

"Gitme. Gidersen nefes alamam." demek istiyorum fakat yapamıyorum. Birileri ağzımı dikmiş olmalı, diye geçiriyorum aklımdan… Elimi dudaklarıma götürmek istiyorum fakat kaldıramıyorum. Dayanılmaz bir ağırlık hissediyorum. Bir anda Ses yok oluyor ve o kız çocuğunu görmemi sağlayan ışık da zayıflıyor. Ona yaklaşmaya çalışıyorum. Kendimi zorluyorum. Onun yüzünü görmek istiyorum. Çünkü o küçük uslu masum bir kız çocuğu… Ses onu nasıl terk eder, diye geçiriyorum aklımdan… Üşüyorum. Bir rüzgâr esiyor, içime işleyen… Sonra Ses’i bir kez daha duyuyorum;

"Bir rüya gördüm" diyor. "ve sen evleniyordun, kedilere bir başkası bakıyordu. İsteyerek ya da zorla, buna evet diyebilecek olan sen değildin. Oradaki senin kılığına girmiş bir başkasıydı. Sonra sen silikleştin ve başkası da silikleşti. Sen başkasıydın. O varsa ben yokum diyordun. Seni arıyorduk ama bulamıyorduk. Var olmak için sürekli kendini tarif ediyordun ama boşluktaki bir ses karanlıkta kayboluyordu. Sonra o ses de sustu. Bir başka ses ‘kapı çoktan kapandı’ dedi. Kapıyı aradık ama bulamadık. Karanlıktı, kapı kapanınca içeri hiç ışık girmez olmuştu. Daha sonra karanlığın içinden beyaz bir şey geçti. O bir hayalet mi, yoksa gelinlik mi anlayamadık. Neden gelinliği çıkartmıyorsun diye sorduk. Çünkü ben bir hayaletim dedi. Seni beyazlar içinde mi gömdüler dedik. Nereye gömüldüğünü hatırlamadığını söyledi. Hayaletten kaçmayı denemedik. Her taraf karanlıktı ve her ne yöne koşarsak koşalım hep aynı yere çıkıyormuşuz gibi gözüküyordu." Ve ekliyor ruhsuzca; "sonra" diyor, "uyandım ve hayat devam etti".

Bir anda kız çocuğunun elindeki oyuncak ayıyı düşürdüğünü görüyorum. Yüzünü sessizce dönüyor. "Hayır", diyorum. "Bu ben değilim. Olamam." Ben, beni tanıyamıyorum. Koridorda öylece salınan ışığa yaklaşıp yüzüme dokunmak istiyorum fakat elim boşlukta asılı kalıyor… Tıpkı yüzüne dokunmak istediğim "şeyin" de asılı olduğu gibi…

Yankıyı son bir kez daha duyuyorum:

- Korkuyorum.

Ses, "korku da bir dilektir ve bütün dilekler gerçekleşir" diyor. "Ve korkmalısın çünkü affedemiyorum ve affedilemeyen her şey çürür ve ölür. Tıpkı senin gibi…"

Yankı yok oluyor. Işık sönüyor ve çığlığım susuyor. Nefes alamıyorum. Ve elbette artık korkmuyorum. Nefesim tamamen kesildiğinde ellerini boğazımdan çekiyor. Derin bir sessizlik içinde son bir kez nefes alıp almadığımı kontrol ediyor ve o da yok oluyor çünkü Ses’in de çok iyi bildiği gibi, affedilmeyen gibi sonunda affetmeyen de çürüyor ve ölüyor…

by TheSheRonin


 
1- düzensizlikten,
2- ÖPÜLMEKTEN,
3- araba kullanırken telefonumu ayağımın altına düşürmekten (aptal gibi hissediyorum kendimi),
4- doğru dürüst hiçbir çaba sarf etmeden "şu olmuyor", "bunu yapamıyorum" diye mızmızlanan, 'sorun'a çözüm getiremeyen insanlardan,
5- merak etmekten :],
6- Herhangi bir şekilde uyandırılmaktan! (ben uyanacağım zamanı bilirim kardeşim aaa!),
7- bana "çocuk musun sen hala çizgi film izliyorsun?" diye soran insanlardan! (genelde bu soruya cevabım, en sevimli ve çocuksu 3 numaralı ifademi takınıp "evet tam olarak iki buçuk yaşındayım" demek oluyor),
8- sigara içenlerden,
9- sırf kendi fikrine uymuyor diye koca koca profesörlere "cahil bunlar yaa" diyen dengesizlerden,
10- plajlarda ve piknik alanlarında (arabayı piknik alanına yanaştırıp camları, kapıları açmak suretiyle) zorla yüksek volümlü müzik dinlettirilmesinden,
11- itaatkârlığın arkasına sığınarak açlığını gidermeye çalışanlardan,
12- samimiyetsizlikten,
13- İzdivaç programlarında; "kendisinin ne olduğuna bakmadan",
   - 23-25 yaşları arasında esmer, uzun boylu olsun,
   - Avrupa yakasında ikamet etsin,
   - en az bir evi bir arabası olsun,
   - en az 3000 TL geliri olsun,
   - dürüst, temiz, ailesine bağlı olsun,
   - gezmesini sevsin, beni her hafta sonu ayrı bir yere gezmeye götürsün,
   - bla bla bla...
şeklinde taleplerini belirten hatunlardan! (kendileri bilim adamı oldukları için normaldir),
14- tek yönlü, çok şeritli otoyollarda şeridi ortalayarak giden kararsızlardan,
15- diğer şehirlerde araç kullanırken sırf plakama (34 evet) yapılan "gaza gelinmiş" hareketlerden,
16- aklından geçenleri doğrudan söylemeyen, kıvıran insanlardan (yüreksiz, korkak, ahmaklar),
17- çok zaman ağzının, burnunun kırıldıktan sonra rahatlayacağına inandığım insanların ağzını, burnunu kıramadığım için kendimden,
18- herhangi zaman olursa olsun, her ne ile uğraşıyor olursam olayım aklımın bir köşesinde sürekli beynimi kemiren "O" düşünceden,
19- ATM'ler önündeki upuzun kuyrukta bekleyip;
   - "para yatırılamayan" ATM'ye denk gelmekten,- yapmak istediğim işlemin "geçici bir süre için hizmet veremiyoruz" komutuyla tamamlanamamasından,
20- karşımda "katur kutur" sesler çıkararak (doğal olarak) meyve ve sebze yiyen insanlardan, "o an" için,
21- yüzümün sürekli gülmesi gerektiğine inanarak, bunu bekleyen insanlardan,
22- çocuklarını, varsa kaldırımın, yoksa yolun araç geçen tarafında yürüten ebeveynlerden,
23- yürürken önümdeki insanın sigara içmesinden,
24- yemekten sonra tepsilerin müşteri tarafından kaldırılması gereken yerlerde; tepsilerini bilerek ve isteyerek kaldırmayan insanlardan (hazımsız, görgüsüz, kompleksli yaratıklar),
25- engelli otoparklarına park eden yaratıklar! sizlerden,
26- insanları, beni huzursuz eden konu ile ilgili uyardığımda bana ucube muamelesi yapıp, bön bön bakan, sonra da homurdanarak arkasını dönüp giden ve pek havalı olduklarını sanan insanlardan (bir kompleksliler grubu daha),
27- sürücü kursu araçlarının eşek kadar tabelasını göre göre acemi sürücüyü sıkıştıranlardan, ilerlemesi için kornaya basan insanlardan,
28- sub olduğum aleni olduğu halde hala "Efendim, köleniz olayım" diye mesaj atanlardan,
29- rapido mürekkebinin akmasından,
30- küçük çaplı süpermarketlerde göz göre göre üzeri açık bırakılan pastane reyonu ürünlerinden ve uyarıldıklarından bunu savunan cahil görevlilerden,
31- apartmanlarda, daire kapılarının önünde gördüğüm ayakkabı yığınlarından,
32- her itaatkara/köleye "Efendilik" yapabileceğini zanneden ve bu yönde davranan yaratıklardan (ağızlarının payını vermek bile artık haz vermiyor),
33- karşısındakinin değerlerini önemsemeden, aralarındaki iletişime "dilediğince" yön vermeye çalışan, iletişimin kendi çıkarları doğrultusunda olmadığını idrak ettiklerinde, iletişimi tamamen kesme taraftarı olan insanlardan (samimiyetsizler),
34- bir şeylerin sürekli farkında olmaktan,
35- aklımın sürekli başımda olmasından,
36- trafikte motosikletleri sıkıştıranlardan (şeytan diyor ki; “durdur, 'gel kardeşim biraz da sen kullan, ben de senin arabayı kullanayım' de, sıkıştır, altına al!”... ama şeytancığım o kadar zamanım yok be güzelim… ),
37- çok konuşan erkeklerden,
38- az konuşan erkeklerden,
39- "senin ortan yok mu be kadın?" diye espri yapan erkeklerden,
40- "bu gidişle sen erken ölürsün!" diye espri yapan herkesten (geç ölüp sinir olacağıma, erken ölür huzura ererim),
41- her şeyin midemi bulandırmasından,
42- Pişştt! İnsan görünümlü, tek hücreli canlılar! Sizlerden nefret ediyorum!
43- Sırf "sınamak için" sabrımı, sınama girişimi gösteren insanlardan (haa... aynı şeyi ben de yapmıyor muyum? yapmaz mıyım? hem de alasını yapıyorum. hatta benim en başarılı olduğum konu "sabır sınır testleri"... o ayrı.),
44- Yalancı insanlardan nefret etmiyorum. Yalancı insanlarla vakit kaybettiğim için kendimden nefret ediyorum.
45- Düşüncesiz insanlardan nefret etmiyorum. Sanki hak ediyorlarmışçasına herşeyi en ince ayrıntısına kadar düşündüğüm için, herkese aynı değeri biçtiğim için kendimden nefret ediyorum.
46- Sözlerini yuttum, derin bir nefes aldım, arkamı döndüm, artık gidiyorum ama sen... Kuyruğumu çekiştirmenden nefret ediyorum.
47- "itaatkar" olduğumu keşfettikten/öğrendikten sonra oryantasyonu ne olursa olsun otorite kurma şansını denemeye kalkan zekasızlardan,
48- tahakküm kurma konusunda zerre fikri olmayıp, otoritesi altına alamayınca "sen itaatkar değilsin." diyen yeteneksizlerden (sen beceriksizsen benim suçum ne zekasız!),
49- bir "fetişist" ya da "itaatkar"la "Emredersiniz Efendim" şeklindeki şakalaşmamı ciddiye alıp, buna ihtimal veren insanlara şaşırıyorum, karşılarındaki kadını zerre tanımamalarından nefret ediyorum,
50- daha Türkçe'yi konuşamazken (bak, doğru konuşamazken demiyorum ha...), İngilizce "status" giren, tivitleyen, yorum yapan, kısacası konuşmaya "çabalayan", "sıçan", üzerine de "sıvayan" insanlardan,
51- "Yorarım" diye uyardığım halde baştan erkekliğine bok sürdürmeyip, sonra "yoruldum." diyen adamlardan,
52- tartan pistte spor ayakkabılarıyla yürümeyen insanlardan,
53- ormanda koşarken koyun sürüsü gibi dikilip sohbet eden ‘zavallılardan’,
54- ambulansa yol vermeyen ‘tek hücrelilerden’,
55- çiğnemek suretiyle yemek yemekten (evet ben damardan beslenmek istiyorum),
56- ton balığından,
57- özellikle banka çalışanlarının cehaletinden,
58- ‘call center’daki kızların ağzını yayarak konuşmasından,
59- soru-cevap diyaloğundan farklı bir akış sohbeti geliştiremeyen sığ zihinlerden nefret ediyorum,